9-10 Ekim 2014 tarihlerinde Fransa’nın Besançon kentinde bulunan Université de Franche-Comté’deki Institut des sciences et techniques de l’Antiquité adlı kurumda Sophie MONTEL organizatörlüğünde arkeolojik bir kolokyum düzenlendi. Kolokyumun konusu Anadolu’nun Greko-Romen heykeltıraşlığı idi. Université de Besançon ‘Büyük Salon’da toplanan kolokyum aslında küçük ölçekli, ancak oldukça yararlı bir etkinlikti.

Son yıllarda Anadolu’nun özellikle Roma Dönemi taş heykeltıraşlık sanatı mercek altına alınmaya başlandı. Bu konudaki ilk iki etkinlik İtalya-Lecce’de Mayıs 2007’de toplanıp, A.B.D.’de 2011’de Prof. Francesco D’ANDRIA ve Ilaria ROMEO editörlüğünce yayımlanan heykel sempozyumu ile Ekim 2013’de Selçuk’ta toplanan ve Dr. Maria AURENHAMMER tarafından organize edilen İkinci Anadolu Roma Dönemi Heykeltıraşlık Sanatı Sempozyumu idi. Besançon’daki toplantı ise bu konuda Fransızca konuşulan ülkelerde yapılan bir ilki teşkil etmektedir. Toplantıya özellikle Fransa’dan çok sayıda konunun önde gelen isimleri katıldı. Aslında ben Anadolu Greko-Romen koroplastik ve bronz sanatları konusunda İzmir’de 2007 ve 2011 yıllarında iki büyük sempozyum düzenlemiştim; ancak taş heykel kapsama alanı olarak çok daha farklı bir içeriğe sahip bir birimdir.

Besançon kenti Fransa’nın güneydoğusunda, İsviçre sınırına yakın bir yerdedir. Bölge olarak “France-Comté” olarak bilinen dağlık bölgenin başkentidir. 115.000 nüfuslu bu entellektüel üniversite ve kültür şehrinin ünlüleri Victor HUGO (1802-1885) ile Fransız ekonomist ve düşünür Pierre-Joseph PROUDHON (1809-1865)’dur. Besançon’daki Université de Franche-Comté  1423 yılında Dole’da kurulmuş, ancak 1621’de Besançon’a taşınmış eski bir üniversitedir. Genelde sosyal bilimler konusundaki araştırmacıları ve yayınları ile tanınmaktadır.

Prof.Dr.Ergun Lafli-Kose ici Foto

Besançon kolokyumunda bahsettiğim yeni buluntulardan bir tanesi: Mardin Müzesi’nden Roma Dönemi’ne ait mermer bir Tyche büstü (fotoğraf: E. LAFLI, 2013).

Bu kolokyum için 9 Ekim günü sabah erken saatlerde yola düştük ve İstanbul-Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan kalkan uçağımız, öğleden sonra İsviçre’nin Basel Havalimanı’na indi. Şaşırtıcı bir şekilde sakin bulduğumuz Basel’dan trenle önce ilginç bir kuleye sahip Saint-Louis’e, oradan da Alsace Bölgesi’nin önemli kenti Mulhouse’a gittik. Mulhouse Doğu Fransa’da, ülkenin İsviçre ve Almanya sınırlarına yakın bir şehridir. Müzeleri ile ünlü bu kentte Alman kültürünün izleri oldukça açık bir şekilde izlenmektedir. Kentin özellikle meydanları (Place de la Réunion) ve katedralleri Ortaçağ Alman özellikleri göstermektedir. Burada geçirdiğim kısacık vakitte Rue Magenta’daki Saint-Étienne Katedrali’ni ziyaret etme fırsatı buldum. Ardından tren Besançon’a devam etti ve saat 17.00 sularında Besançon Tren Garı’na vardım. Garda indikten sonra, parklar ve güzel taş sokaklar arasından geçerek Saint-Magdelena Kilisesi’nin bulunduğu Doubs Nehri üzerindeki Battant Köprüsü’ne geldim. Buradan da otelimin bulunduğu ‘Eski Kent’e doğru yürüdüm. Eski kentte Besançon Güzel Sanatlar ve Arkeoloji Müzesi’ni geçip, Hôtel du Nord’a vardım. Otelde beni Université de Besançon’dan yıllardır ortak birçok projeye imza attığım arkadaşım Doç. Dr. Hadrien BRU karşıladı. Otele yerleşmemin ardından Hadrien ile beraber akşam yemeğini “Art nouveau” akımının 19. yy.’dan güzel bir örneği olan “La Charette”de yedik. Bu güzel akşam yemeği sırasında Fransa’yı ne kadar çok özlemiş olduğumu hissettim.

9 Ekim günü sabah saat 10.00’da Université de Besançon Edebiyat Fakültesi’nin Rue Mégevand’daki binasında bulunan ‘Grand Salon’unda kolokyumumuz başladı. İlk konuşmayı organizatör Sophie MONTEL yaptı (res. 1). Sophie açılış konuşmasında son 10 yılın Anadolu Greko-Romen heykeltıraşlık sanatı ile ilgili bilimsel gelişmelerini özetledi. Bu konuşma sırasında bu konuda bilgilerimizin ne denli kısıtlı olduğunu fark ettim. Sophie’nin hemen ardından Université Paris 1’den Prof. Francis PROST konuştu. PROST konuşmasında Kyklad Takımadaları’nın bir adası olan Paros’ta üretilmiş ya da Paros mermerinden yapılmış Anadolu’da Arkaik ve Klasik Çağlardaki bazı heykeltıraşlık ürünlerinden bahsetti. Bu ürünler arasında Halikarnassos Maussolleion’u, Perge sphinx’i ve Xanthos’daki Nereidler Anıtı olsa da, bana bu bildirideki bazı bilgiler eksik ve hatalı gibi geldi. İkinci konuşmacı ise Aix-Marseilles Université’den doktora öğrencisi Laura ROHAUT idi. Bu konuşmada Ionia’daki Milet Kazısı’nın Arkaik Çağ’a ait bazı naiskos örneklerine yer verildi. Aslında ihmal edilmiş bir grup olan bu parçalar Ege’nin doğusundaki Arkaik Dönem etkileşimlerinin güzel örneklerinden bir grubu teşkil etmektedir. Aynı üniversiteden gelen Dr. Séverine MOUREAUD ise Hellenistik Dönem’de, heykel yontma tekniklerinin yayılımı ve bu tekniklerin uygulanması ile ilgili ilginç bir sunum yaptı. Bu sunumda İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ndeki Kyme’den gelme bazı buluntular ile Delos heykeltıraşlığı ön planda idi.

Öğle yemeğinden sonra ilk günün ikinci oturumuna geçildi. İlk konuşmacı yine Aix-Marseilles Université’den Yard. Doç. Dr. Hélène AURIGNY idi. Daha önce İzmir’de ağırladığımız AURIGNY Anadolu’daki Yunan kutsal alanlarında ele geçmiş bronzların kökenine ilişkin bir bildiri sundu. Bildiride heykeltıraşlık örneklerinin yanında fibula gibi başka öğeler de beraber yorumlandı. Arkasından gelen sunum Paris’te Sorbonne’a bağlı École pratique des hautes études’deki “4e section sciences historiques et philologiques”de doktora öğrenimi yapan Isabelle LOCHOUARN tarafından yapıldı. Isabelle sunumunda Anadolu heykeltraşlığı ile Fransızlar tarafından kazısı uzun süredir yapılmakta olan Delos Adası’nın heykeltıraşlığı arasındaki ilişkileri ve etkileşimleri konu etti.

İlk günün son oturumunda ise Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Arkeoloji Bölümü’nden Yard. Doç. Dr. Kenan EREN ilk sunumu yaptı. Sorbonne mezunu olan Kenan özellikle Roma İmparatorluk Çağı’nda ön plana çıkmış Karia Bölgesi’ndeki Aphrodisias kentinin daha önce ihmal edilmiş olan Arkaik Çağ’a ilişkin buluntularını tanıttı. Bu buluntular arasında Pekmez Höyük ve Aphrodite Tapınağı’nda tesadüfen ele geçmiş Arkaik eserler ön plana çıkmaktadır. Kenan’ın ardından yine İzmir’de 2007 yılında ağırladığımız Université Paris 1-Sorbonne’dan Yard. Doç. Dr. Alain DUPLOUY söz aldı. Alain ise Lydlerin başkenti olan ve Persler Dönemi’nde de önemini koruyan Sardeis’teki Arkaik Çağ buluntuları üzerinde durdu. Aynı oturumdaki son konuşmacı Aix-Marseille Université’den emekli olan ve Kıbrıs heykeltıraşlığı üzerine yaptığı çalışmalarla dünyaca üne kavuşan Prof. Antoine HERMARY idi. 2008’de Samos’da tanıştığımız Prof. HERMARY sunumunda Doğu Yunan dünyasında Arkaik Çağ kouros ve kore buluntularını toplu olarak bir kez daha değerlendirdi ve buluntu kontekslerine göre yeni bazı sentezler üretmeye çalıştı.

Kahve arasından sonra bu oturum ve günün son iki konuşmasına geçildi. İlk konuşma yine Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Arkeoloji Bölümü’nden Bölüm Başkanı Prof. Dr. Christine BRUNS ÖZGAN’a aitti. BRUNS ÖZGAN yıllarca Prof. Dr. Ramazan ÖZGAN başkanlığındaki Knidos kazılarında çalışmış ve 2013 yılında da bu kazılara ilişkin bir kitap yayımlamıştı. ÖZGAN konuşmasında Praxiteles, Skopas, Bryaxis gibi ünlü Yunan heykeltraşlarının da çalıştığı Geç Klasik-Erken Hellenistik Çağ’a ait Knidos yontuculuğuna ilişkin yeni bazı buluntuları ortaya koydu. Bu bildiride özellikle bazı heykel kaidelerindeki yazıtlar ön plana çıkmaktaydı.

Bu oturumun son konuşmacısı ise A.B.D.’den, Texas Tech University’den araştırmacı Yard. Doç. Dr. Esen ÖĞÜŞ idi. Harvard University’de doktora yapmış olan Dr. ÖĞÜŞ Anadolu kökenli sarkophaglar üzerine oldukça başarılı bir sunum yaptı. ÖGÜŞ Roma Dönemi Anadolu üretimi lahitleri Roma ve Atina’da üretilen örneklerle özellikle ikonografik açıdan karşılaştırdı. ÖĞÜŞ’ün araştırmasında lahitlerle ilgili daha önce değinilmeyen bazı noktalara temas edildi. Bu sunumdan sonra ilk günkü oturumlar kapandı ve beraberce bol şaraplı bir akşam yemeğine geçildi.

Kolokyumun ikinci günü olan 10 Ekim’in ilk oturumu benim oturum başkanlığımda açıldı. Bu oturumda ilk olarak Université de Bordeaux’dan Doç. Dr. Laurence CAVALIER Hellenistik Dönem Lykia Bölgesi süsleme sanatları üzerine konuştu. CAVALIER’in konuşmasında Fransızların özellikle Letoon ve Xanthos’ta yaptıkları kazılarda buldukları mimari elemanlardaki heykeltıraşlık süsleme ayrıntıları ile Limyra buluntuları ön plana çıktı. İkinci konuşmacı ise Doç. Dr. Hadrien BRU idi. Hadrien konuşmasında  “Revue Archéologique” Dergisi’nde beraber yayımladığımız ve Stokholm’de Medelhavsmuseet’teki bazı Phrygia kökenli mezar stelleri ile ilgili makale ve Pisidia Bölgesi’ndeki araştırmaları sırasında bulduğu bazı steller üzerine, daha ziyade Eskiçağ tarihi ve epigrafinin ön plana çıktığı bir sunum yaptı. Hadrien’ın arkasından yine France-Comté Université’den Pisidia uzmanı Prof. Guy LABARRE konuştu. Prof. LABARRE Pisidia’da yaptığı çalışmalar esnasında özellikle Kremna kenti ve yakın çevresinde tespit ettiği Roma Dönemi’ne ait bazı Herakles tasvirlerini birbirlerine ilintilemeye çalıştı. Bu bildiride Prof. Dr. Jale İNAN’ın kazdığı Kremna’daki bazı keşifler üzerinde tekrar durulmuş oldu.

İkinci günün ikinci oturumunda ise yine toplam üç konuşmacı vardı. İlk tebliğ Almanya’daki Freiburg kentinden, daha önceleri Aizanoi Kazı Başkanlığı’nı yürüten Prof. Dr. Ralf VON DEN HOFF’a aitti. Prof. VON DEN HOFF özellikle Berlin’deki Pergamon Müzesi ile Pergamon Kazıları’nda ele geçen bazı heykelleri tekrar yorumladı. Bu yeni araştırmada Pergamon’daki Hellenistik Dönem gymnasionu’na ait yeni bazı bulgular son derece dikkat çekici idi. Bu konuşmadan sonra Paris’teki “Centre de recherche et de restauration des musées de France”dan Martin SZEWCZYK tarafından özellikle İzmir kentine ait Hellenistik Dönem stellerinin konu edildiği ve bu stellerdeki pudicitia’ların heykel örnekleri ile karşılaştırıldığı bir sunum yapıldı. Bu sunumda Paul ZANKER’den beri üzerine fazla yorum yapılmayan Smyrna stelleri ön plana çıktı. Martin’den sonra benim konuşmam vardı. 2014’ün Temmuz ayında University of Oxford, Doğu Bilimleri Enstitüsü’nde verdiğim bildirimin ikinci ayağını oluşturan bu bildiride Roma Dönemi Güneydoğu Anadolu Bölgesi heykeltıraşlık örnekleri üzerine konuştum. Bildirimde Gaziantep, Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Mardin (res. 2), Diyarbakır, Elazığ ve Kilis müzelerinde bulunan bazı Roma Dönemi heykeltraşlık örneklerini derlemeye ve birbirlerine ilintilemeye çalıştım.

Öğle yemeği ardından tüm kolokyum katılımcıları ile kısa bir Besançon kent gezisi yapıldı. Yağmur altındaki bu gezi esnasında Roma Dönemi’nde ismi “Vesontio” olan Besançon kent merkezindeki bazı arkeolojik buluntularla İ.S. 167 yılında Roma İmparatoru Marcus Aurelius tarafından yaptırılan ünlü “Porte Noire” (‘Siyah Kapı’) ve Roma Dönemine ilişkin yarı dairevi Vesontio Tiyatrosu gezildi.

İkinci günün son üç konuşmacısının ilki Louvre Müzesi’nden Ludovic LAUGIER’di. Ludovic Louvre Müzesi’nde bulunan Anadolu kökenli mermer eserler üzerine son yıllarda yapılan arkeometrik çalışmaların sonuçlarından bahsetti. Bu bildiri birçok yenilik ile dolu idi: Örneğin İzmir Agorası’na ait mermerlerin büyük bir kısmının Taşoz Adası’ndan ithal olduğunun arkeometrik olarak ortaya çıkarılması daha önceleri bu mermerlerin Phrygia’dan getirtildiğini düşünen bizleri şaşkına çevirdi.

Ludovic’den sonra İtalyan “Consiglio nazionale delle ricerche”nin araştırmacısı Dr. Donato ATTANASIO tarafından son yıllarda Ege Bölgesi’nde yapılan jeolojik ve arkeometrik incelemeler sonucu ortaya konulan Antik mermer cinslerinin tayini üzerine bir araştırma sunuldu. Bu araştırmada Batı Fransa’daki Saint-Béat ve Chiragan Villası’nda bulunan Roma Dönemi mermer eserlerinin Batı Anadolu’daki, özellikle Aphrodisias yakınlarındaki Göktepe’deki mermer kaynakları oldukça ayrıntılı bir şekilde irdelendi. Ben kişi olarak Dr. ATTANASIO ve çalıştığı ekibin Anadolu Arkeolojisi’ne çok büyük katkılar yaptığı inancındayım.

Bu son konuşmadan sonra iki günlük bu kolokyum Sorbonne Universités’den emekli olan Doç. Dr. Nathalie DE CHAISEMARTIN tarafından bilimsel sonuçları ile beraber özetlendi. Nathalie’nin kapanış konuşmasında belirttiği üzere, birçok farklı bildirinin bu iki güne sığdırılması gayet büyük bir başarı olmuştu. Anadolu’nun Arkaik, Klasik, Hellenistik ve Roma Dönemleri heykeltıraşlığı üzerine aslında ne kadar az şey bildiğimiz ve daha yapacak ne denli şey olduğu bu toplantı ile bir kez daha kendini göstermiş oldu.

Besançon’daki yağmurlu bir günün hemen ardından kentten ayrılıp, Basel’a geri döndüm. Yağmurlu ve puslu geçen yolculuğun ve geciken trenlerin ardından artık İzmir’e dönmek için Basel Havalimanı’ndaydım. Son yıllardaki tatsız bir sürü gelişmelere rağmen Türk ve Avrupalı arkeologların Anadolu Arkeolojisi için hala beraberce çalışma ve işbirliği isteğinin ne denli canlı olduğunu görmek ve yeni bilimsel bazı gelişmeleri ilk ağızlardan öğrenmek benim için büyük bir mutluluktu. Tüm bunları duyumsayarak ve kafamda Fransızcadaki “bon coeur ne peut mentir” (“yürek uzağı beyinden daha iyi görür”) deyimi ile huzurlu bir şekilde İzmir’in yolunu tuttum.

(Kasım 2014’te Güncel Sanat Gazetesi’nde Yayımlandı)