2014’ü geride bıraktık. 365 günün arkeolojik olarak muhakemesini yaparak geçirdim 2014’ün son günlerini. Benim için pek de parlak geçmedi bu sene; tam bir tıkanıklık senesi idi. Sanırım sadece benim için değil, yurtiçi ve hatta yurt dışındaki birçok arkeolog için çok verimli bir sene değildi. Geleceğe umutla bakmak insan için belki de tek ilaç… Yılın son günlerinde Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne yaptığımız bir başvuru bizde geleceğe dair çok ufak da olsa bir umut ışığı aydınlattı; en azından başvurumuzun reddedileceği Mayıs ayına değin… 2015 için arkeolojik yüzey araştırması başvurumuzu İzmir İli, Seferihisar İlçesi, Ürkmez Köyü yakınlarında bulunan Lebedos Antik kenti için yaptık. 2009’dan beri sürekli olarak geri çevrilen başvurularımızın bu altıncısı… Dediğim gibi: gelecekten bir şeyler ummak bilimin ve bilginin en yakın arkadaşı… Ummak, ummak ve yine ummak…

Neresidir Lebedos ve nasıl bir kenttir? Bu yazımı çok az bilinen bu kente atfetmeye karar verdim. Lebedos bugün İzmir İli, Seferihisar İlçesi’nde, Seferihisar-Gümüldür-Kuşadası otoyolunun 25. km’sinde bulunan Ürkmez Köyü (res. 1) içindedir. Ürkmez Karakoç Kaplıcaları’ndan çıkan çamur ve 108 derecedeki sıcak suyu ile İ.S. 2. yy.’da yaşamış Antik Coğrafyacı Pausanias’da (Ἑλλάδος περιήγησις / Yunanistan’ın Tasviri 19, 7) bile bahsi geçen termal bir mevkidir. Ürkmez Karacaoğulları’nın yerleşim bölgesi olmuştur. Karacaoğulları uzun süre Yunanlılar ile mücadele etmişler ve bu mücadele adına da yörelerine “Ürkmez” ismini vermişlerdir.

Res. 1: Lebedos-Ürkmez’in Ege Denizi’nden görüntüsü (E. LAFLI, 2014).

Res. 1: Lebedos-Ürkmez’in Ege Denizi’nden görüntüsü (E. LAFLI, 2014).

Antik Çağ’da Ion birliğini oluşturan on iki Hellen şehir devletinden biri olan Lebedos’un (Eski Yunanca’da “Λέβεδος”) kuruluş tarihi İ.Ö. 7. yy. olarak kabul edilse de, bazı yüzey buluntuları daha erken tarihlere işaret etmektedir. Dolayısıyla Lebedos İ.Ö. 8.-7. yy.’da Yunanistan anakarasından Ionia Bölgesi’nin bu bölgesine, yani Çeşme Yarımadası’nın güneyine, Antik Teos (Sığacık) ile Ephesos (Selçuk) kentleri arasında, “Kısık” adındaki doğal bir burun üzerine kurulmuştur. Ürkmez Köyü yarımadanın kuzeybatısında, ören yerinin hemen yakınındadır. Lebedos Ionia’daki yarımada yerleşmeleri için örnek oluşturabilecek bir kenttir. 274,3 m uzunluğundaki yarımadası alçak ve kayalıktır. 201,2 m genişliğinde bir kıstak ile anakaraya bağlanır. Akropolis’i yarımadanın karşısında, yüksekliği 61 m’yi bulan sivri bir tepede yer alır. Bugün nüfusun yoğunlaşmadığı çevre topraklar Antik çağda verimli olmalıdır. Lebedos dolaylarının özgün bir yönü Ionia kıyılarındaki en iyi ve en yoğun ılıcalara sahip olmasıdır; bunu kent yakınındaki çok sayıda hamam kalıntısından anlamaktayız. Ne var ki kentin konumu, gerçek anlamda kalkınmasını daima engellemiştir. Gerisindeki Kolophon ve Teos toprakları yüzünden kara ile ilişkisi tümden kopan Lebedos, ancak denizden bir servet elde edebilecekken, iyi bir limandan yoksun bulunması sebebiyle Ephesos, Teos ve Klazomenai’ın yanında saf dışı kalmış ve deniz ticaretinden pek az pay alabilmiştir. Tüm bunlardan dolayı kent kolonizasyon faaliyetlerinden nasiplenememiş ve ekonomik anlamda Ion şehir devletleri arasında en fakir kenti haline gelmiştir. Lebedos’u Antik Çağ’da ön plana çıkartan tek şey doğal su kaynaklarıdır ki 2000’li yıllarda İzmir Müzesi Müdürlüğü tarafından Ürkmez’de, ana asfalt yolun hemen kenarında yapılan kurtarma kazıları sırasında termal su ile ilgili bir takım yapılar ve konutlar ortaya çıkarılmıştır. Ancak bu kalıntılar ayrıntılı bir şekilde yayımlanmamıştır.

Kentin ana çekirdeğini Kısık Yarımadası’ndaki Akropolis ve surlar oluşturur. Kent Antik Çağ’da Myonnesos’un (Çıffıtkale veya Sıçanadası) 90 stadia (16.65 km) doğusunda ve Kolophon’un (Değirmendere) 120 stadia (22.2 km) batısında bulunmaktadır.

Pausanias ve daha sonraları İ.Ö. 1. yy.’da yaşamış Coğrafyacı Strabon’a göre kent Karialılar tarafından iskan edilmekteyken, Kodros’un oğlu Andraimon ya da Andropompos’un (“insanlara eşlik eden”) önderliğinde bölgeye gelen Ionlular’ın eline geçip, kolonize edilmiştir. Kentin daha önceki isminin Lydia’daki “Artis”le ilintili olduğunu da öğrenmekteyiz. Strabon’un aktardığına göre, Lebedos İ.Ö. 8.-7. yy.’daki Ion expansiyonu sırasında Hellenlerin eline geçen ilk Batı Anadolu kentlerindendir. Ionia Birliği’ni oluşturan Miletos, Myus, Priene, Ephesos, Kolophon, Teos, Erythrai, Klazomenai, Phokaia, Samos ve Khios gibi 12 kentten biri olan Lebedos, Myus (Avşar Kale) ile birlikte saydığımız diğer Ion kentlerinden sönük kalmıştır.

İ.Ö. 5. yy.’da kent Akhamenid egemenliğine karşı kurulan Attik Delos Deniz Birliği’ne ilk katılanlardan olup, üç talent vergi ödemiş, sonra da bu vergi bir talente düşürülmüştür. Strabon’dan kısa bir süre önce yazan Augustus Dönemi’nin en önemli Romalı şairi Horatius’un (Latince ismi ile Quintus Horatius Flaccus) “terkedilmiş köy” olarak tanımladığı Lebedos, Klasik Dönem’de (İ.Ö. 5.-4. yy.) sikke basmayan tek Ion kenti olmuştur. Hellenistik Dönem kaynaklarında kentin isminden çok az bahsedilmektedir. İ.Ö. 304 yılında Makedonyalı General I. Antigonos Monophthalmos bu kenti komşu Teos (Sığacık) topraklarına katmaya çalışmış ve başarılı olamamıştır. Büyük İskender’in valilerinden Makedonyalı General Lysimakhos’un ise İ.Ö. 292 yılında Lebedos halkını yakındaki Ephesos’a yerleştirdiği (“syneikismos”) ve Lebedos’u tamamen ortadan kaldırdığından söz edilmiştir. Buna rağmen kent varlığını sürdürmüş, İ.Ö. 226’da Mısır Kralı II. Ptolemaios Philadelphos’un (İ.Ö. 309-246) egemenliğini kabul etmek zorunda kalmıştır. Bundan dolayı kentin ismi 60 yıl boyunca “Ptolemais” (Πτολεμαΐς) olarak anılmıştır. İ.Ö. 2. yy.’da Lebedos’a Teos, Ephesos ve Myonnesos’dan kovulan Dionysos sanatçıları yerleşmiş ve kentin kalkınmasında biraz da olsa katkıları olmuştur. Strabon’un aktardığına göre, bu dönemde kentte kentin en önemli ilahlarından Dionysos adına bazı festivaller düzenlenmekte idi. Kentte Athena (res. 2) ve Dionysos’un ne denli sevildiği sikkelerinden de anlaşılmaktadır.

Lafli Ocak 2014 Res. 2

Res. 2: Lebedos’a ait bir tetradrachmi; İ.Ö. 160-140 yılları. Ön yüz: Sağa bakan Korinth miğferli Athena; arka yüz: baykuş ve iki bereket boynuzu.

Kentin İ.Ö. 2. yy.’a ait sikkeleri bilinse de, kentte Geç Hellenistik ve Roma Dönemleri’ne ilişkin fazla bir yerüstü kalıntısına tesadüf edilmez; bu dönemler kentte Akropol’den ziyade daha çok ovada yaşanmış gibi gözükmektedir. Zaten yerüstü seramik buluntularının da Orta Hellenistik Devir ile (İ.Ö. 2. yy.) kentte yaşantının cılızlaştığı gözlenmiştir. Buna göre kentin yoğunlukla iskan edildiği dönemler Klasik ve Erken Hellenistik Dönemler, yani İ.Ö. 5. ile 3. yy. arası olmalıdır. Ancak kentin Roma Dönemi’nde İ.S. 2. yy.’a kadar sikkeleri bilinmektedir. Roma Dönemi’nde komşu Diespheron’un (Özdere) bir depremle yok olduğu ve Lebedos’un bu depremden etkilendiği bilinmektedir. Erken Bizans Dönemi’nde Lebedos’un ismi Notitiæ episcopatum’da geçmekte olup, kentin kilisesi Ephesos’a bağlı bir kilise olarak Oğuz Türk boylarının bölgeye ulaştığı İ.S. 12.-13. yy.’a kadar varlığını sürdürmüştür. Erken Bizans Dönemi’nde Lebedos’dan üç adet piskoposun ismi bilinmektedir. Bunlar Kyriakos (İ.S. 449), Ioulianous (İ.S. 451) ve Theophanes ya da Thomas’dır (İ.S. 787). Kentin Erken Bizans Dönemi’ne ait üç sütunlu ve narthexli bir bazilika kalıntısı 1958 yılında inşa edilen Suntur Tesisleri’nin altında kalmıştır. Ayrıca kentte başka bir kilise kalıntısından da söz edilmektedir.

Lebedos’ta yapılan arkeolojik araştırmalar son derece azdır. Kentle ilgili ilk çalışmalar 19. yy.’da Avrupalı gezginler (örn. WEBER) tarafından yapılmıştır. Kentle ilgili şu ana değin en kapsamlı araştırma İngiliz yazar George Ewart BEAN’in (1903–1977) 1960’larda yayımlanan gezisidir. Arion Yayınları tarafından Prof. Dr. İnci DELEMEN’in çevirisi ile Türkçe’si yayımlanan George E. BEAN’in “Aegean Turkey” (“Eskiçağda Ege Bölgesi”) adlı kitabında kentin bir planı yayımlanmıştır. Kentteki son arkeolojik çalışma ise 1984 yılında Teos çevresinde yüzey araştırmaları yürüten Mimar Numan TUNA’ya aittir. TUNA bölgede hem Geometrik, hem de Arkaik Çağ’a ait bol miktarda küçük buluntu ve mimari üst yapı elemanları belgelemiştir. Kentin günümüze ulaşabilen kalıntıları yok denecek kadar azdır. Bugün kente ilişkin arkeolojik kalıntılara Kısık Tepe’nin güney ve güneydoğu yamaçlarında erozyonla ortaya çıkmış dolguların döküntülerinde rastlanmaktadır. Kentin başlıca kalıntısı yarımadayı çepeçevre kuşatan, üç-dört taş sırasıyla korunagelmiş surlardır (res. 3).

Res. 3: Lebedos surlarından yarımada girişinde yeralanlarının görüntüsü (E. LAFLI, 2014).

Res. 3: Lebedos surlarından yarımada girişinde yeralanlarının görüntüsü (E. LAFLI, 2014).

Yaklaşık 2.13 m kalınlığındaki bu surlar dolgulu duvar örgüsü gösterirler. İç ve dış yüzeyleri düzgün kesme taşlardan örülmüş ve araları molozla doldurulmuştur. Bu şekli ile komşu kent Notion (Ahmetbeyli) surlarını andırırlar. Surlar dört kule ve doğruca denize açılan üç kapıya sahiptir. Sur içinde gymnasion gibi antik kamu ve konut yapılarına ilişkin kalıntılar bulunmakta, ancak çoğu kalıntı taşları sonradan başka yerlerde kullanıldığı için temelden yukarıya çıkamamaktadır. Ayrıca Lebedos’un Akropolisi’nde Arkaik ve Klasik Çağlara ilişkin bir tapınağın podium’u ve temelleri rahatlıkla görülebilmektedir. Tapınak suni olarak düzleştirilmiş bir terasa, yerel volkanik taşlarla inşa edilmiştir. Athena’ya ait olması gereken bu tapınağa ait İ.Ö. 5. yy.’a tarihlenilebilecek polygonal isodomik örgülü podium duvarları oldukça göz alıcıdır. Kentin Akropolü’nde denize doğru bakan çok dik bir yamaç üzerinde kent tiyatrosunun caveası’nın izleri görülebilmektedir. Ayrıca Lebedos çevresinde Karaköse kalıntıları gibi çok sayıda araştırılmayı bekleyen arkeolojik kalıntılar mevcuttur. Tüm bu yüzey kalıntılarında çok acil olarak bilimsel belgeleme çalışmaları yapılmalıdır.

Bu yazı vesilesi ile tüm Güncel Sanat okuyucularının yeni yılını kutlar, 2015 yılının hepiniz için sağlık, huzur, başarı ve sevgi dolu bir yıl olmasını dilerim. Bilim, sanat ve kültüre olan inancımız hiç eksik olmasın…

(Ocak 2015’te Güncel Sanat Gazetesi’nde Yayımlandı)