Hem Türkiye’de yaşayan bizlerin hem de bir şekilde Türkiye ile bağı bulunanların üzerinde derin izler bırakan siyasi, ekonomik, kültürel ve hukuksal streslere rağmen, İstanbul’daki ‘sanat’ fuarlarından birisi olan Contemporary Istanbul (CI) 02.10.2016 tarihinde, izleyicilerine kapılarını açtı.
CI izleyicilere kapılarını açtı, fakat aynı pazarın diğer bileşenlerinin bu strese verdikleri yanıtları da hatırlamakta fayda var.
Bilindiği gibi, yakın zamanda Çanakkale Bienali, Sinop Bienali, Mardin Bienali ve Art International fuarı çeşitli gerekçelerle ki bu gerekçeler halen tartışılıyor, iptal edildiler.
Bunların yanı sıra birçok sanat galerileri sahipleri tarafından kapatıldı, kimileri belli çevreler tarafından örgütlenen kitlelerin saldırılarıyla yağmalanmaya kalkışıldı ve yerlerinden edilenler de oldu.
Birçok sanat aktörü bohçasını aldı, başka diyarlara göçtü ve bu göçlerin devam edeceği de görülüyor.
Bütün bunlar yaşanırken Contemporary Istanbul (CI) fuarının hazırlık aşamalarında da fırtınaların koptuğunu biliyoruz.
Kimi galerilerin fuar alanındaki mekân kiralarının yüksek olduğu ya da bu konuda bütün katılımcılara adil davranılmadığı gerekçeleri ile bu yıl fuara katılmayı reddettikleri iddia edildi.
Bu tartışmaların ve krizlerin geride bırakılarak fuarın gerçekleştirilmiş olması sanat pazarının hareketi için bir motivasyon olabilir.
Yaratıcılık kapsamında henüz endüstrileşme aşamasına geçemeyen fakat küçük de olsa, bir pazarı olan Türkiye sanat dünyasının daha da küçüldüğünü görmekteyiz. Hacim olarak küçülmesinin yanı sıra, yaratıcılık olarak da bir yok edilme operasyonuyla karşı karşıya kaldığını söylemek yerindedir.
Nasıl bir küçülmenin olduğunu ve sanatsal yaratıcılığın nasıl yok edilmek istendiğini fuar izlenimlerimle yanıtlamam daha isabetli olabilir.
Özel davetlilerin görmesi için planlanan CI’nın bu yılki açılış programına izleyicilerin katılımı önceki yılları aratmadı.
Fuarı gezdiğinizde onun oldubittiye getirilmek istendiğine dair bir kanıya varacaksınız, çünkü katılımcı galerilerin çoğunluğunun kurumsal niteliklerinin olmadığı, belki galeri bile olmadıklarını ya da tasarımcıları temsil ettiklerini fark edeceksiniz.
Oysa 11.si gerçekleştirilen yani 11 yıllık tarihi olan ve alanında pozitif imaj yaratan, belki de dünyanın sayılı fuarlarından birisi olma potansiyeli taşıyan CI, bu yılki katılımcı profili ile tepetaklak aşağı yuvarlanmaya başlamış gibi. Temsil ettikleri sanatçılarının nitelikleri ayrı bir yazı konusu olabilir ama fuara katılan galerilerden Galeri Miz, x-ist, Zilberman Gallery, Galeri Nev İstanbul, Dirimart, Pi Artworks, C.A.M Galeri ve Çin’den ACAF Projects’in dışındakilerin bir kurum kültürlerinin olduğunu sanmıyorum. Bunu kabul edeceksek, 10-15 galerinin ki onların da tamamına yakınının yerel olduğu görüldüğünde, katıldığı bir fuar tepetaklak aşağı yuvarlanıyor demektir. İşte bu bir küçülmedir.
Sayısı 70’i bulan ve çoğunluğunun da tasarım piyasasından kişileri temsil ettiği katılımcı listesi ile iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar sanat galerisini bir arada sunarsanız sanatsal yaratıcılığı tasarım potu içinde eritmiş olursunuz.
Fuarın yapıldığı toplam üç günün sonunda “60 milyon dolar ciro yaptık” derseniz, ben de size “o paraları sanatçılara da verin ki dergi abone paralarını ödesinler” derim ve “Hayır, gerçek bu değil.” diye de sürdürürüm.
Sanatçılar yarattıkları sanat eserlerini tasarım nesnelerinden ayırmak için geç kalabilirler. Belki de şimdi vakti.
Piyasaya “sanatçı” olarak sunulan kimi tasarımcılar ise Türkiyeli koleksiyonerlerin sanattan anlamadıklarını söyleyip dururlar ve bu nedenle de onlara yaptıklarını satmak için evlerine, ofislerine uygun iş yaptıklarını iddia ederler. Bu piyasacı tasarımcılar gece uyuduklarında bile aptallıklarını uyanık tutmaya çalışırlar.
Collectors’ Stories (Koleksiyonerin Hikayeleri) başlıklı bölüm, bu yıl üzerinde çok düşünülecek ve konuşulacak bir bölüm. Mutlaka görülmeli!