S. Fünfschilling/E. Laflı, Hadrianopolis II: Glasfunde des 6. und 7. Jhs. aus Hadrianupolis, Paphlagonien [Türkei], Internationale Archäologie 123 (Rahden/Westf. 2012) (ISBN-13: 978-3-89646-498-9; ISBN-10: 3-89646-498-1).

Karabük İli, Eskipazar İlçesi’nin yaklaşık 3 km doğusunda bulunan Hadrianoupolis antik öreninde 2005 yılında başladığımız arazi çalışmaları bize Güney Paphlagonia bölgesindeki bu kentte Geç Hellenistik, Roma ve Erken Bizans devirlerinde (en geç İ.Ö. 1. yy.’dan, İ.S. 8. yy.’a kadar) yerleşilmiş olduğunu ve kentin diğer Paphlagonia yerleşimlerinde olduğu gibi bir „çekirdek“ bölgeye ve bu bölge çevresinde yoğunlaşan bir „yayılma alanına“ (antik çağda „chora“) sahip olduğunu göstermiştir. Hadrianoupolis öreninin „çekirdek bölgesi“nin (kent merkezinin) yayılım alanı Eskipazar İlçe merkezinin 3 km batısındaki Budaklar Köyü ve bu köye bağlı Hacı Ahmetler, Çaylı ve Eleler Mahalleleri sınırları içerisindeki 8 km’lik doğu-batı doğrultusunda ve 4 km’lik kuzey-güney hattında, bugünkü Eskipazar-Mengen Karayolu’na paralel olarak uzanan mevkidir. Bu alanda 2005 yılında yaptığımız arkeolojik yüzey araştırmalarında 25 adet dağınık kamu, dini ve sivil yapı tespit edilmişlerdir. Bu yapılar arasında “Hamam A”, ikinci bir hamam yapısı, “A” ve “B” olarak adlandırdığımız iki kilise, bir konut yapısı, bir savunma yapısı, bir kemerli yapı ve kubbeli bir yapı gibi anıtsal binalar bulunmaktadır. Bu binalardan 2006 yılında ikisinde, 2007 yılında ise beşinde arkeolojik kazı çalışmaları yapılmıştır. 2008 yılındaki son sezonumuzda yaptığımız arkeolojik çalışmalar bu kentte İ.S. 5. ile 7. yy.’lar arasında çok yoğun olarak yerleşilmiş olduğunu ve kentin bölgesel bir merkez statüsüne eriştiğini düşündürmektedir.

Hadrianupolis kazılarında şaşırtıcı bir biçimde bol miktarda cam malzeme çıkarılmıştır. Cam buluntuların grupları şunlardır: cam kaplar, kandiller, pencere camları, takı, diğer cam grupları ve tesseralar. Daha önce “Villa” olarak adlandırılan, ancak “domus” olarak yayımlanan yapıda ele geçen camlar homojen bir yapı gösterirler. Parçalar belli ve çok çeşitliliği olmayan formlara aittir. Kase ya da sürahilere ait olabilecek dip parçaları çoğunluktadır. Geniş diplerin sürahi dibi olma olasılıkları yüksektir. Bu diplerin ait olabileceği sürahilerin az miktarda boyun parçası da ele geçmiştir. Kaselere ait içe katlanarak yuvarlatılmış ağız parçaları da ele geçmiştir. Bunlarda açık sarımsı yeşil renk cama sık rastlanır. Açık mavimsi yeşil ve yağ yeşili renk az görülür.

Buluntu yoğunluğu açısından ikinci büyük grubu kadeh/kandiller oluşturur. Bu formda yaygın cam rengi açık sarımsı yeşildir. Konik kandillere ait az sayıda dip parçası vardır. Çubuklu kandillere ait az sayıda çubuk parçası bulunmuştur. Kulplu kandillere ait yine az sayıda kulp parçası vardır.

Düz pencere camları çoğunlukla açık yeşildir. Az örnekte mavimsi yeşil renk izlenir. Cam içlerinde hava kabarcıkları görülür. Kalınlıkları 0,2-0,45 cm arasında değişmektedir. Pencere camlarının ikinci grubunda parçaların bazı kısımları kavislir ve çoğu mavimsi yeşil renktedir. Olasılıkla camın döküldüğü yüzeyden alınırken kesilen kenarlardır. Kavisliler pencere kenarlarına ait olmalıdırlar.

Cam buluntuların tümünde cam kalitesi kötüdür. Cam içinde çok sayıda toplu iğne başı biçiminde hava kabarcığı ve uzamış hava kabarcıkları görülür. Yukarıda sıraladığımız tüm formlar serbest üfleme ve aletle şekillendirme teknikleriyle üretilmiştir. Teknik açıdan farklılık gösteren ürün spiral kaburgalı sürahilere ait parçalardır. Bunlar önce kalıba üflenerek daha sonra ise kalıptan çıkarılıp üflenmeye devam edilerek şekillendirilirler.

Cam buluntuların belli formları içermesi ve bu formlarla ilgili değişişimin saptanmaması ürünlerin kısa bir zaman aralığında kullanılmış olduğunu gösterir. Camların biçimlendirilmeleri sırasında hemen her tür formda ortak izlenen özellik hava kabarcıklarının yoğunluğu ve cam kalitesinin düşüklüğüdür. Form çeşitliliğinin olmaması, işçilik açısından kusurlar ustalarla ilgilidir. Bununla birlikte özellikle Güneydoğu Anadolu ve Doğu Akdeniz buluntularıyla gösterdikleri form repertuarı yakınlığı ustaların faaliyet alanlarını çizmeye yardımcı olacaktır. Roma dönemi camları bir hayli azdır; buluntular daha çok İ.S. 6. ve 7. yy. arasındandır.

 (Mayıs 2014’te Güncel Sanat Gazetesi’nde Yayımlandı)