Güncel Sanat Dergisi’nin bu sayısından itibaren her sayısında “Güncel Arkeoloji” köşesi ile arkeoloji severlerin ilgisini çekecek güncel arkeolojik konulara temas etmeye çalışacağım. Bu haftaki konumuzu 27-28 Eylül 2014 tarihlerinde doktora öğrencilerimle beraber Uşak’a yaptığım kısa seyahate ayırdım.

Havaların soğumaya başladığı, sonbaharın kendini iyice hissettirdiği şu günlerde Antik Lydia Bölgesi’ne yapılan bir haftasonu yolculuğu bize çok iyi geldi. Antik Lydia Bölgesi bugünkü Uşak, Manisa, Kütahya ve Afyonkarahisar İllerinin bazı kısımlarından oluşmakta ve coğrafi anlamda bugünkü İç Batı Anadolu Bölgesi’ne tekabül etmektedir. Arkeoloji literatüründe iyi bilinen bu bölge turizm açısından İzmir, Antalya gibi kıyı kentleri ile karşılaştırıldığında daha geri planda kalmakta, bu kentlerdeki sayısız eşsiz arkeolojik varlık geniş kitleler tarafından bilinmemektedir. Antik çağda Uşak kent merkezinde ya da kent merkezi yakınlarında, hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadığımız “Temenothyrea” kenti bulunmaktadır. Arkeolojik gezimizdeki ilk durağımız bir devlet müzesi hüviyetinde türünün güzel bir örneği olan Uşak Arkeoloji Müzesi idi. Bu müzeye iki gün boyu tam iki sefer gittik. Uşak’ta ilk müze 1966’da kurulmuş olsa da, şu anda açık olan ve yakın zamanda yeni binasının inşaatına başlanılacağını öğrendiğimiz mevcut binaya 1970 yılında taşınmış. Müzenin bulunduğu mevki Uşak’ın bugün tam merkezinde, birçok kamu binasının arasında bulunmaktadır. Ana caddede yürürken birden karşınıza çıkan mermer mezar taşları, lahitler, yazıtlar ve üst üste-alt alta birçok taş eser sayesinde burada bir müze olduğunu anlayıp, mutlu olmaktasınız. Müzenin bahçesi oldukça geniştir ve iç kısmı ise koridorlar şeklindeki teşhir salonlarından oluşmaktadır. Sizi oldukça dostane karşılayan müze görevlileri bölge ile ilgili bilgiler de vermektedirler. Müze teşhiri diğer devlet müzelerinde olduğu üzere kronolojik ve malzeme gruplarına göre sınıflandırılmıştır. Çoğu, bölgede kaynakları bol bulunan Phrygia mermerinden yapılmış Roma Dönemi heykellerinden hemen sonra protohistorik dönemlere ait pişmiş toprak buluntular teşhir salonunda sizi karşılamaktadır. Daha sonrasında ise Lyd, Hellenistik, Roma ve Erken Bizans devirlerine ait pişmiş toprak, madeni, cam gibi malzemelerden yapılmış eserler sergilenmiştir. Eserlerin bir kısmı Uşak Merkez İlçeye bağlı Sülümenli Köyü yakınındaki Blaundos Antik Kenti’nden getirilmiştir; ayrıca Uşak Müze Müdürlüğü’nün kurtarma kazılarında ele geçen çok sayıda ilginç eser sergide yerini almıştır. Ancak teşhirdeki sikke kolleksiyonu çok kapsamlı sayılmaz. Uşak Arkeoloji Müzesi’nin en ses getiren sergisi tabii ki Karun Hazinesi’dir. “Karun Hazinesi” olarak adlandırılan bu eserler 1960’lı yılların ikinci yarısında Uşak-Güre’deki bazı tümülüslerde bulunup, A.B.D.’ye kaçırılan, Türk makamlarının açtığı dava sonucu 1993 yılında Türkiye’ye geri getirilen ve İ.Ö. 7. yy.’a ait Lydia kültürünün önde gelen şaheserlerinden oluşmaktadır. Eserler arasında 1966 yılında İkiztepe Tümülüsü’nde bulunan gümüş eserler, 1965 yılında Toptepe Tümülüsü’nde bulunan altın eserler ve Basmacı Tümülüsü’nde Uşak Müze Müdürlüğü’nün yaptığı kazılarda bulunan Lyd eserleri yer alır. Ayrıca sergide tümülüslerin mezar odalarındaki klineler, mimari elemanlar ve mezar kapıları sergilenmektedir. Son yıllarda tekrar temizliği yapılan ve daha sağlıklı arkeometrik incelemelere tabi tutulan eserlerin büyük bir kısmı sergide paketler içinde yer almaktadır. Özellikle 2005 yılında çalınan kanatlı denizatı broşunun ardından, medyanın ilgi odağı haline gelen Karun Hazinesi tüm ihtişamı ile saatlerce gezilmeye değer… Karun Hazinesi ile ilgili gözlemlerimiz yeni yakında yazdığımız ve şu an Almanya’da baskıda olan konu ile ilgili bilimsel bir makalemizin tekrar gözden geçirilmesi için oldukça yararlı oldu.

Ergun Lafli- Kose ici 6

Uşak Arkeoloji Müzesi’nden oturan bir mermer Kybele heykelciği; İ.S. 2. yy. (fotoğraf: E. Laflı, 2014).

Uşak Arkeoloji Müzesi teşhirlerinde Uşak’ın birçok arkeolojik örenyerinden müzeye ulaşmış eserler izlenebilmektedir. Bunlar arasında Sebaste’nin, yani Sivaslı İlçesi’ndeki Selçikler’in müstesna bir yeri vardır. Erken ve Orta Bizans Dönemleri’nde Lydia’nın önemli bir yerleşim yeri olan Sebaste kenti Uşak Müzesi’nde kilise iç mimarisine ilişkin birçok plastik eseri ile ön plana çıkmaktadır.

Sokaklar arasında gezinirken gördüğümüz ve kuruluşundan çok mutluluk duyduğumuz bir başka oluşum da Uşak Kent Tarihi Müzesi oldu. Bu müze, sağanak şeklinde yağan yağmurdan hızlı adımlarla kurtulmaya çalışırken İslice Mahallesi, Eski TEK Binası’nda karşımıza bir anda çıkan, 2013 yılında Uşak Beledeyesi’nin çabaları ile kurulmuş bir müze. Oldukça doyurucu bir sergi düzenine sahip bu müze Türkiye’de 2000’li yıllarla başlayan “kent müzeleri” geleneğinin Ege Bölgesi’ndeki güzel bir örneği…

Bir müze kent olmaya aday olan Uşak’da bir de “Atatürk ve Etnografya Müzesi” bulunmakta. Bozkurt Mahallesi, Hisarkapı Uluyolu’nda bulunan Atatürk ve Etnografya Müzesi’ne ait bina 1890’lı yıllarda inşa edilmiş. “Kaftancızadeler” olarak bilinen Uşak’ın ileri gelen ailelerinden birisine ait olan yapı Kurtuluş Savaşı’nda karargâh binası olarak kullanılmış. Müze hem Uşak Post-Ortaçağ etnografik yapısı, hem de Atatürk’ün Uşak’taki faaliyetleri açısından görülmeye değer, bir belge-müze niteliğindedir. Son yıllarda unutulan ve ziyaretçi çekmeyen Atatürk ve Etnografya Müzelerinin popülerliğinin arttırılması için yeni bazı fikir ve projelerin üretilmesi gereğini bu müzede daha çok hissediyoruz.

İki günlük gezimiz içinde kısa bir süreyi de 2006’da kurulan Uşak Üniversitesi, Bir Eylül Kampüsü’nde geçirdik. İzmir yolu üzerinde, kentten ayrıldıktan 7 km sonra bir tepe üzerinde kurulan Kampüs harika bir manzaraya ve pırıl pırıl, genç ve dinamik bir kadroya sahip. Gördüğümüz her bireyde kent ve geleceği için bir görev aşkı ve heyecanı görmek bizi sevindirdi. Üniversite’nin bir de Arkeoloji Bölümü mevcut. Önemli bazı bilimsel çalışmalara imza atmış bazı meslektaşlarımızın bu bölümde kadro aldıklarını gördük. Arkeoloji Bölümü’nün kurulması ile Uşak’ın yerel arkeolojisinin çok daha geniş kitlelere aktarılacağına inancımız perçinlendi.

Kent içindeki son durağımız Uşak kent merkezinin 18.-19. yy.’lara ait Germiyanoğulları sonrası Türk-İslam Osmanlı kent dokusu. Tam anlamıyla nefes kesici yöresel mimarinin konut ve dinsel mimari örnekleri hem iyi korunmuşlukları, hem de hala kullanılagelir olması ile bizi büyüledi. Uşak kent merkezi özellikle 18. ve 19. yy. camileri ile ön plana çıkmaktadır. Ayrıca kent merkezinde bedestenler, arastalar ve hamamlar Ege Bölgesi Geç Osmanlı sivil mimarisinin anlaşılması için büyük önem taşımaktadırlar. Bu örnekler arasında bir kısmında restorasyon çalışmalarının yapılageldiğini izledik. Uşak kent merkezi tıpkı Kula, Manisa, Denizli, Kütahya gibi yakın Ege kentlerinde olduğu gibi yakın gelecekte daha çok ziyaretçi çekecek güzellikte bir Geç Osmanlı kent dokusuna sahiptir. Bizi cezbeden şey ise, bu kent dokusu içinde mimari kalıplarda Türk-İslam ile Batı mimarilerinin sentezlerinin oturtuluş ve bir aradalıklarının biçimidir. Bir Ege kentinde Geç Osmanlı kültürel perspektiflerinin karışımı Uşak’ta oldukça zarif bir şekilde karşımıza çıkmaktadır.

Bu çok yoğun arkeolojik gezinin ardından güzel anılar ve yeni birçok bilgi ile dinlenmiş bir şekilde İzmir’in yolunu tuttuk. Uşak tüm arkeoloji severlere önerilecek harika bir araştırma ve öğrenme destinasyonu. Herkese Uşak ve Lydia arkeolojisini yerinde görmeyi tavsiye ediyorum. 

(Ekim 2014’te Güncel Sanat Gazetesi’nde Yayımlandı)